Kadın-erkek eşitliğinin ilk basamağı erkek anneleridir

Kadın-erkek eşitliğinin ilk basamağı erkek anneleridir

 

Her sene 08 Mart’ta Kadınlar günü, 05 Aralık’ta Dünya kadın hakları günü ve Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verildiği günler olarak kutlamakta, çeşitli platformlarda Türk kadının yıllardan beri süre gelen sorunlarını tartışmaktayız.

Bu sorunların temelinde ne var?

Erkek ile kadının eşit haklara sahip olmadığından, erken egemenliğinde bir iş, aile, politik hayattan şikayetçiyiz.  Bunların hepsi doğru. Erkek hegamonyası için de yaşıyoruz, bunların çoğu erkekler tarafından bilinçli bir şekilde yapılıyor.

Burada benim takıldığım bu erkekleri kim yetiştiriyor?? Ben çocuk yetiştirmede annenin rolünün babadan daha fazla olduğunu düşünüyorum. Konu çocuk yetiştirme olunca eşitlikten söz edemiyorum, bence bu konuda anne ve baba eşit değil. Baba rol model olarak, annenin en önemli destekçisi olarak  tabi ki çok önemli, ama annenin çocuk yetiştirmede özellikle erkek çocuğunda yapabileceği çok şey var.

Ama biz erkek anneleri ne yapıyoruz?

Rolümüz, erkek çocuğun özellikle ilk kişilik gelişiminde fazlasıyla etkindir. Erkek çocuk, özellikle ilk çocukluğunun ilk dönemlerinde çalışma hayatı nedeniyle sürekli yanında olamayan babasıyla duygusal ve sosyal olarak onu model alabileceği kadar yakın bağ kuramaz. Bu süreçte oğlumuzun zihninde oluşturduğu “BABA” ve “ERKEK MODELİ” de, bizim algılamalarımızın yansıması olacaktır. Peki biz erkek anneleri ne yapıyoruz???

Çocuğumuzu paşam, bir tanem deyip hayatımızın merkezine koyuyoruz. Çocuğumuzun o yaşlardan başlayarak aile, iş, politik hayat gibi önemli ortamlarda kendini vazgeçilmez hissetmesini sağlıyoruz.  Elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyoruz. Böyle davrandığımız için kendi kendine yetebilme becerisini köreltmiş oluyoruz. Biz aman onun elinden bir şey gelmez deyip, neredeyse ağzına kaşıkla besleyerek, iyilik yaptığımızı sanırken aslında ona köstek oluyoruz.

Hele bir de kız çocuğumuz varsa

” Kızım ağabeyine veya kardeşine su getirir misin?”

” Kızım ağabeyinin veya kardeşinin eşyalarını toplar mısın?” ve benzeri taleplerle kızımızı zaten doğasında olan anaçlığını yanlış yönlendirmiş oluyoruz. Oğlumuzu hem daha tembel, hem de her şeyi kadından bekler şekilde yetiştiriyoruz.

Oğlumuzun akşam eve gelmesi için bir saat sınırlaması yoktur, o istediği saatte gelir, haber vermesine gerek yoktur. Ama kızımız en geç 21:00 de evde olmak zorundadır, kiminle nereye gittiği bilinir..

Oğlumuz eve geldiğinde yemeğini bile ısıtmaktan acizdir. Biz ya o saatte eve dönmek zorundayızdır ya da yemek tepside her şey hazır bir şekilde hazırlanır.

Bize sormadan çorabını bile bulamaz.

Benim takıldığım ise erkeği bu kadar aciz yetiştirirken diğer taraftan egosunu bu kadar yükseltmeyi nasıl başarabiliyoruz?

Her dediğini yapmanın ötesinde “Kadının görevi evinin kadını, çocuklarının anası olmaktır” “Kadının yeri evidir” tabusunu aslında biz belirlemiyor muyuz? Kocamız, patronumuz,  müdürümüz bize bu şekilde davrandığında kızıyoruz. Ama geleceğin kocalarını, patronlarını, müdürlerini biz yetiştirmiyor muyuz? Tabi ki bu şekilde yetişen erkek, evlendiği zaman evinde de aynı düzeni bekler. Neden seçtiği eşin annesine benzemesini ister?? Kadının yerinin evi olmasını benimsemiş bir erkek doğal olarak iş hayatında kadın ile çalışmak istemez.

Gelecekte oğlunun kadınlara ve kadın haklarına içtenlikle saygı duymasını ve âdil davranmasını isteyen her anne, onu üstün görmemeli ve ona ayrıcalıklı muamele etmemelidir.

Sevgili anneler, uygar bir Türkiye, eşit haklar istiyorsak önce kendi çocuklarımıza  uygarlık ve eşitlik  anlayışını aşılamalıyız. Çocuklarımızı ayakları üzerinde durabilen, kendi kendilerine yeten bireyler olarak yetiştirmeliyiz. O zaman hem onların hayatlarının daha kolay, hem de Türkiye’mizin daha aydın olmasını sağlayabiliriz.

Sevgilerimle,

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir